Berkim, Canım Oğlum, Biricik Oğluşum,
Duygularımı anlatmaya hiçbir dilin en abartılı sözcükleri bile yetmez. Sana olan sevgimi, özlemimi, acımı kederimi, keşkelerimi, yalvarışlarımı ve isyanımı…
Gittiğin günden beri, bir gün bir yerde koşarak bana geleceğine inanıyorum. Gözüm senin yaşındaki gençlerde, kulağım seslerde. Sanki bir yerde “aaa bakın Berk işte burda, geri geldi” diyeceğim delice bir sevinçle. Mutlaka, seni bulacağım, sana kavuşacağım bir gün kadife oğlum. Ne güzel sarılırdın annene, canım yavrum. Kadifem derdim sana. Şimdi rüyamda seni gördüğümde hemen, “gel Berk sarılalım annecim” diyorum. Yine eskisi gibi sımsıkı sarılıyorum sana. Ama rüyada aklıma geliyor bunun rüya olduğu, acıyla uyanıyorum. Kısa sürüyor kavuşmalar… Ve yine dinmeyen özlem ve gözyaşları…
Geçen yıl doğum gününde sınav dönemi olmasına karşın her zamanki kibarlığın ile bizi reddetmedin ve birlikte harika bir yemek yedik. O gün sana attığım doğum günü mesajında uzun bir ömür ve sağlık diledim. Benim ilk bebeğimsin, çok özelsin yazmıştım. Bu sene doğum gününde ise nasıl olduğumu anlatmak istemiyorum. Yokluğun ve içimdeki boşluğun büyüklüğü beni bazen bilinmez bir karanlığa sürüklüyor. Ama, hayata tutunmaya çalışmak benim için imkansızı başarmaya çalışmak gibi. Emin değilim başaracağımdan.
Sen, hamileliğimi öğrendiğim andan itibaren büyük bir heyecan ve mutluluk oldun benim için. Hep söylerdim. Sana hamileyken hayatımın en güzel zamanlarını yaşadım diye. Sen doğduktan sonra bir süre bocaladım, anneliği sen öğrettin bana. Hep çok akıllı, olgun, paylaşımcı güler yüzlü ve düşünceli bir çocuk oldun. Pek çok yaşıtından farklı güzel özelliklerin vardı ve bu bizi hem şaşırtır hem de mutlu ederdi. BERKİM, sende asla BEN duygusu olmadı. Arkadaşlarınla oyuncaklarını, yemeğini, sevgini sınırsız ve hesapsız paylaşırdın. Kızdığımız olurdu arada, oğlum niye malına sahip çıkmıyorsun diye. Ama sen aldırmazdın, sadece susardın. Değişmezdin, senin mayanda iyilik, dürüstlük ve temizlik vardı. Niye herkes gibi değilsin diye söylenirdik. Sen büyüdün, ama temizliğini ve masumiyetini hiç kaybetmedin. Çoğu insanın motivasyonu olan Ben duygusu ve hırs senin yanından bile geçmedi hiç. Bu dünyanın insanı değilsin derdik. Sadece gülümserdin…
Okul hayatında çok başarılı bir öğrenci oldun. 4 yaşında TV’de oynadığın kelime bulma oyunu olan adam asmaca ile görenleri ve bizi şaşkına çevirirdin. Kendi kendine okumaya başladığını öğrendiğim akşamı hala hatırlıyorum. Okuduğum kitabın adını sormuştun. Ben, kitap işte oğlum dedim, sen kapağı çevirip kitabın ismini okumuştun. Hayretle ve sevinçle yerimden kalkarak oğlum sen okuyorsun dedim. Sen, her zamanki mütevazılığın ve olgunluğunla durumu abartmadan “evet anne ben okuyabiliyorum” demiştin. Kendi kendine okumayı 4 yaşında öğrenmen şaşırtıcı bir şeydi ama sen her zamanki gibi yine abartıdan uzak bir şekilde evet okuyorum diyerek sade ve alçak gönüllü bir ifade kullanmıştın. Sen hep mütevazı, hep kendini abartmayan ve hatta kendini geride tutmayı tercih eden inanılmaz bir çocuk oldun. Maddi varlıklarla da işin olmazdı. Üniversiteye gidene kadar, harçlık bile istemezdin. Kanaatkar, tutumlu yaşamayı severdin. Hatta, lise servisini oturduğun ev (sanırım ayrıcalıklı bulduğun için) anlaşılmasın diye sokağa sokmadığını sonradan öğrendik. Rahatından ve hakkından feragat edip her sabah ana caddeden servise binmek için koşarak giderdin.
Aaahhh, oğlum seni anlatmak öyle kolay değil. Çok zeki bir çocuk olmana karşın ders çalışmayı çok sevmezdin. Ama yine de çok başarılı bir öğrenciydin. Hırs yoktu sende. Başarılı olan arkadaşlarını rakip görmedin hiç. Biz ve öğretmenlerin biraz rekabet içine sokmaya çalışsak da hep bundan uzak durdun. Kıskançlık ise anlamını bile bilmediğin ya da hiç hissetmediğin bir duyguydu. Başarıyı hep takdir ettin. Bize rekabet etmeyi değil, aksine başarıyı birlikte kutlamayı SEN öğrettin.
Bitanem canım Berk’im, spora meraklıydın ve vücuduna oldukça önem verirdin. Yemek konusunda pek anlaşamazdık. Ben klasik beslenme tarzını savunurdum. Sen, anne ileride insanlar 1 öğün yiyecek, bu en sağlıklısı derdin. Uzun zaman tek öğün beslendin. Ben buna çok söylenirdim. Ama şimdi senin tek öğün yaklaşımının kabul gördüğünü ve bunu tıp dünyasında savunucularının arttığını görünce içim sızlıyor. Keşke, eleştirmeseydim, sıkboğaz etmeseydim seni, senin ne kadar vizyoner olduğunu görüp takdir edebilseydim.
Sporu çok severek yapardın. Uzun zaman vücut geliştirme çalıştın. Harika bir vücuda kavuştun ama sana yetmezdi. Hep daha mükemmelini elde etmek için kendini zorlardın. Hatta abarttığın olurdu, yine çok söylenirdim. Sen kibarca, “Anne, no pain no gain” derdin.
Anneciğim bunları yazarken öyle çok zorlanıyorum ki. Boğazım düğüm düğüm, kalbim acı içinde. Nefes alamıyorum. Seni öyle çok özlüyorum ki, seni bir daha görememek gerçeğine isyan ediyorum. Kalbim ve aklım kabul etmiyor. Gözyaşlarım zaten gittiğinden beri dinmiyor. Gözümün önünde senin hayalin, kulaklarımda sesin, kalbimde sevgin ve inanılmaz bir acıyla aklımı yitirmemek için mücadele ediyorum. Oğlum hikayemiz bu kadar kısa olmamalıydı. Adaletli değil bu olanlar. İsyan ediyorum. Yaşamayı sonuna kadar hak eden biri varsa o şüphesiz sendin. Neden, neden bu şansın olmadı?
Guitar Hero’da çok güzel şarkılar çalardın bana. Guitar Hero CD’si hala play station’ın içinde. Gitmeden birkaç gün önce çalmıştın bize. Sonsuza kadar orada olacak gitarın. Salonumuzun baş köşesinde senin bıraktığın yerde. Her gün alıp koklarım ellerinin dokunduğu yerleri.
Müzik zevklerimiz çok yakındı. Geçen yıl kız kardeşin de büyüdüğü için ailece Eric Burdon konserine gitmiştik. Bu tüm ailece gittiğimiz ilk ve son konser oldu. O güzel akşamdan geriye 1 aile fotoğrafı ve içimi acıtan unutmayacağım anılar kaldı. Kısacık hayatında yarım kalan, yaşanmayan ve bir daha yaşanamayacak olan o kadar çok güzel anılar var. Ah be yakışıklı oğlum, dayanmıyor yüreğim…
Karşılıklı ne güzel kahveler yapardık, keyifle içerdik. Hiç istisnasız tüm kahvelerime çok güzel anne, eline sağlık derdin. Nezaketin, asaletine ve bilgine hayran olurdum. Gururlanırdım “ne harika bir oğlum var” derdim. Bir şey aklıma takılsa, bir konuda kararsız kalsam sana danışırdım. Öyle hızlı ve farklı kaynaklardan araştırıp en doğruyu bulup bana akıl verirdin. Akıl vermek, sevdiğin şey değildir biliyorum. Sen, herkesin aklına saygı duyardın ve insanları olduğu gibi kabul ederdin. Seni bazen acımasızca eleştirirdim. Ama sen bir kere bile karşı davranışta bulunmazdın. Şimdi kafam o kadar karışık ve hayatım o kadar bilinmez ki, yanımda olsaydın, yine beni ışığınla bilginle aydınlatsaydın. Berkim, sen gittikten sonra yeni kahveler buldum. Ama sana tattıramadım. Artık ben de kahve içmiyorum. Senle bir gün yine beraber içeriz bir yerlerde. Bekliyorum sabırla. Sabırdan başka ne kaldı ki hayatta…
Güzel, uzun bir ömrün olması için dua ederdim her gün. Maalesef, kabul olmadı…
Şimdi hala dua ediyorum. Sevgimi ve dualarımı sana ulaştırması için. Günahsız meleğimin cennette olması için. Umarım sana ulaşır. Başka ne gelir elimden bilmiyorum.
Hapsoldum içimdeki azabın, çaresizliğin ve sensizliğin boşluğunda… Beni azıcık avutan ve sabretmemi sağlayan bir sözü var babanın. “Sabret, biz ona gideceğiz Fazıla.”

Berkin oluşturduğu müzik listesini dinliyorum şuan.. masamda daha evvel bir aradalığını görmediğim düşünmediğim farklı koku ve tatlar.. sabah kargo gelince her birini özenle sevdim.. inceledim… sizin kalbinizden ellerinizden çıkmış… ve kardeşime şunu yazdım “Berk’in güzel ailesinden bir kargo geldi bugün.. yas daha önce hiç böyle kokmamıştı…”belki Berk’le anılarınız da o kahve çekirdeklerinde…öğütülmüş ve bugün fincanıma gelmiş.. o anılar dönmüş dolaşmış yas, sevgi, hasret, özlem, gözyaşı, gülümsemelerle bu anlar yaşandığı için bir hafiflikle birlikte bir anlık… hepsi kelimelere sığınmış ve buraya size ulaşmış…. bir seremoni hazırlamak istedim.. bilgisayarda Berk e bakmak istedim.. sizi okumak… daha da tanış olmak…
kahveleri özenle çiçeklerimin yanına dizdim önce.. kahve makinemi yıkadım, diğer tatlardan arındırdım…kahvenin demlenişine daldım.. sonra sunağıma gelip bir mum yaktım…sarkılar eşlik etti hep…
Berkin anısını onurlandırmak, sizin güzel ama acı dolu kalbinize bir hediye sunmak için…
Sizi , ailenizi Berk’i tanıdığım için şükran doluyum….
Kaan Abiyi tanıdım…çok sevdim… Fazıla Hanımcım…o güzel kalbinize bir avuç çiçek kokusu üflüyorum..
elim kalbimde sevgilerimi sunuyorum….
Paylaşmak ,sevgi ,saygı ,rekabetten arınmış bir ruh, maddi hırsların ihtiyaç fazlasına kaçmadığı kazanç, bolluk içinde yokluk yaşamaya kendini esir etmemek, hayatın her anını her an bitecekmiş gibi yaşamak ,sevdiklerimizle olabileceğimiz her anın bir daha yaşanamama olasılığını düşünerek anda kalmak hayatın özü aslında.Ve hala bunları yapabilmek için hayatta olmamız yapılacak çok şey olduğu içindir. Hala sevilecek ,güzel vakit geçirilecek sevenlerimiz olduğu içindir .Bakmakla görmek arasındaki fark da böyle bir şey .Hep derim Allah beterinden korusun diye çünkü her şeyin daha beteri olabilir; önemli olan her ne yaşadıysak ve yaşıyorsak neden ben ,neden biz demeden sorgulamadan kabullenmek. Kabullenememek arkasından çok daha kötü acıları ızdırapları getirebilir. Sevginizi acınızı iyi kötü anlarınızı sizinle paylaşmak isteyen sevdiklerinize kendinizi kapatmayın .Paylaşmak ve dostlar bir insanın ruhuna iyi gelebilecek en iyi şeylerdir.Berk’imizin adı gibi ışığı her zaman üzerinizde olacaktır. Onun ışığında çok güzel şeyler yapacağınıza inancım sonsuz.Berk’in ışığı, Deniz’in sevgisiyle güçlü kalmanız dileğiyle.
Merhaba Fazıla Hanım, ben sizi ve Berk’i eşiniz Kaan Bey’in Kelebeğin Rüyası Facebook grubunda yaptığı paylaşımlar sayesinde tanıdım. Berk benim kuzenlerimin çocuğuymuş gibi tavrını, halini bildiğim, sevdiğim bir kardeşim oldu. Size, eşinize ve güzel kızınıza kalpten sevgilerimi iletmek istedim.
Zeynep Hanım, sizi tanımadığım halde mesajınızla yüreğime dokundunuz. Berkimi anlamanız beni çok mutlu etti. sevgiler.
Fazılacığım Allah(cc) yardımcın olsun. Çok zor olduğunu biliyorum. Allah(cc) dayanma gücü versin. Kızın için bu gerekli. Oluşturduğun bu platform çok iyi olmuş. Oğlun için bundan sonra çok şey yapabilirsin ki onun ruhu mutlu olsun. İnanıyorum ki Allah(cc) bu kadar yoğun sevgiyi boşa çıkarmayacak ve sizi tekrar bir araya getirecektir. Ama şu an güçlü olmalısın.
Armağan çok sağol, evet güçlü olmam lazım. zor be arkadaşım.
Sevgili arkadaşım,
30 yıl sonra tesadüf eseri senin işyerinde karşılaştığımızda merakla, heyecanla birbirimiz hakkında bilgi almaya çalışırken çalışma masanın üzerindeki çocuklarının resimlerini gösterip, onlardan bahsetmiştin. Gözlerindeki sevgi ve gurur kalmış aklımda o güne ait.
Yazdıkların, oğlunun yokluğunun sende oluşturduğu boşluğu, elemi derinden hissettirdi. Allah, size ihtiyaç duyduğunuz sabrı ve metaneti verir inşallah.
Her kayıp üzücüdür ancak böyle özellerin, güzellerin kaybı sadece sizin değil herkesin kaybı oluyor yapabileceklerini düşününce. Tekrar sabır diliyorum, yürekten kucaklıyorum seni.
Teşekkürler Durdu, sen de bir oğul annesisin. Oğullar anneye çok yakın. Sabır, sabır sabır…
Hayatta her kayıp acıdır , ama zamansız kayıplar daha acıdır . Bence yaşamda ayrılan yollar , gönülde unutulmazsa tekrar birleşir . Evrenin 14 milyarlık yaşını düşünürsen , insan yaşamı çok kısa , yani ayrılıklarda öyle uzun değil . Kaybolan yaşamlar başka yaşamlarda devam edebilir . Bu öğrencilerin yaşama tutunmasını sağlamak veya adına çeşitli yerlerde ağaçlar dikerek “BERK ORMANI” yapmak gibi . Dilerimki Allah gönlünü ferahlatır .
Erdoğan Bey, çok teşekkürler. TEMA Vakfı ile BERK ORMANI Projesi gerçekleştireceğiz. Sanki biliyormuş gibi yazmışsınız.
Sevgiler