Miniciktin. Seni elime aldım. İlk banyonu anneannenle yaptırdım. Elimde tutmaya korktum. Gözlerinin içi öyle güzel bakardı ki bana cesaret verirdin. Anne olmaya başladım senle. Benim değil, senin sabrın ve sevgin anne yaptı beni. Hep söyledim sana: “Ben seninle anne olmayı öğrendim, kız kardeşin doğduğunda ise anneydim” diye. Biraz şanssız bulurdum bu yüzden seni.
Biliyor musun, yaşadıklarımız şansla mı kaderle mi açıklanır? Ben hiçbir türlü açıklayamıyorum. Kabul edemiyorum.

Küçük bir çocukken birlikte TV izlerdik. CD’lerin DVD’lerin vardı. Çok severdin film izlemeyi. Bazı sahneleri defalarca izlerdik. Hatta filmin perde arkası görüntülerini bile defalarca seyrederdik. Çok meraklıydın. Kaçırmak istemezdin bir anı bile. Defalarca, defalarca giderdin üstüne. Sanki biliyordun zamanın yetmeyeceğini. Hatta bazen sabah 5-6 gibi film açıp izlediğini hatırlıyorum. Uykundan kısıp yaşadığın anı çoğaltmak istiyormuşsun. Heyhat o zaman kızardım seni öyle bulunca, “uyuman büyümen lazım hadi yatağa!” derdim. O güzel gözler buğulu bakardı bazen. Bırak, izin ver, çok zamanım yok dercesine…
Geçenlerde köyde bir komşumuz yarış atı almış. Görmeye gittik. Berk’cim anılarımız canlandı atı görünce. Sen 4 yaşındaydın. Digitürk TV’de at yarışı oyunu vardı. Kumanda eline bile sığmazdı. Küçücüktün, koltukta bir lokmacık otururdun. Ama öyle meraklıydın ki atlara. Yarışta atını seçerken ekranda yazan at isimlerini okuturdun bana. Jedi, Kanakan en favori atlarındı.

İsim bulmaca, adam asmaca oyunları oynardın. Harfleri öğrenmiştin orada. Sonra sözcükleri öğrendin. 5 yaşında bir akşam okuduğum kitabın kapağından, kitabın adını söyleyince inanamamıştım. Okuyordun…
O zamanları çok özlüyorum. Daha bir çok özel an ve güzel hatıra var: İyi ki var. Film şeridi gibi geçiyor hatıralar, anlar, konuşmalar gözümden ve gönlümden… Geçmiyor, kalıyor hep gözlerimde ve kulaklarımda. Can yanıyor, kalp kırılıyor, gözyaşları boşalıyor özlemle, isyanla karışık…
